Bumin Doğrusöz, 18/09/2006
Bilindiği gibi bir süredir Maliye Bakanlığı bünyesinde, yeni bir Gelir Vergisi Kanunu için çalışmalar yapılıyor ve çalışmaların büyük bölümü Vergi Konseyi tarafından yürütülüyor. Bu çalışmalara, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı ile Maliye Bakanlığı'nın Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü de katılıyor.
Bu çalışmanın, yani yeni bir Gelir Vergisi Kanunu hazırlanmasının sebepleri arasında en büyük faktör, IMF'ye bu konuda taahhütte bulunulmuş olunması. Ancak bu, aybesrgin görünen yüzü. Yoksa, ülkemizde de bürokrat, siyasetçi, uygulamacı ve akademisyenlerin çok büyük bölümü, mevcut Gelir Vergisi Kanunu'nun artık değişmesi gerektiğini zaten yıllardır kabul ediyor ve söylüyorlardı. Bu konuda IMF, sadece bir ateşleyici görevi gördü. Bu nedenle burada, "IMF istedi, bizde yaptık" anlayışı ile konuya yaklaşmak yanlış olur. Ancak burada önemli olan, bu fırsatı iyi değerlendirmek ve ülke ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun, "en iyi"yi yapmak.
Bu konuda yapılan çalışmaları, netleştikçe veya kesinleştikçe aktaracağız. Bu aktarmalarımıza, yeni gelir vergisinin temel amaç, ilke ve hedeflerini yazmakla başlamak istiyorduk. Zira Vergi Konseyi, yeni kanunun tasarısının hazırlanmasına, doğru bir noktadan yola çıkarak, önce bunları saptamakla ve kamuoyunun tartışmasına açmakla işe başladı. Konseyin bu konuda hazırladığı 5.9.2006 tarihli raporundan bunları aktaracaktık.
Ancak çevrede, "IMF istedi diye kanun hazırlanıyor" şeklinde görüşlerinde bulunduğunu görünce, anılan konuları aktarmayı ileriki bir yazımıza bırakıp, yeni bir Gelir Vergisi Kanunu hazırlanma sebeplerini sayalım istedik.
Her şeyden önce, Gelir Vergisi Kanunu'muz genel olarak dışa kapalı ekonomi rejimlerinin hakim olduğu dönemlerin felsefesini yansıtmaktadır. Dünyada küreselleşme sürecinin hız kazandığı, rekabetin arttığı ve serbest piyasa ekonomisi kurallarının daha etkin hale geldiği, vergi tabanı ve matrahının uluslararası mobilite kazandığı bir ortamda, dışa açık ve serbest piyasa ekonomisi kurallarına uygun yeni bir vergi sistemi felsefesini inşa etme gereksinimi zorunlu olarak doğmakta, öte yandan Avrupa Birliği ile müzakere sürecine girilmiş olması ve sistemler arasında uyum ihtiyacının doğması da bu gereksinimi körüklemektedir.
Ülkemizdeki işletmelerin sermaye yapılarının zayıf, verimliliklerinin yetersiz olması, uzun yıllar hüküm süren istikrarsızlık ve yüksek enflasyon nedeniyle sermayelerin kayıtdışı veya kredi mekanizması ile çalıştırılması, yurtdışında ciddi miktarda yerli sermayenin mevcut olduğuna ilişkin genel kanaat, yabancı sermaye yatırımlarında yeterli payı alamamak da, vergi sisteminin gözden geçirilmesini gerektiren nedenlerdir.
Gelir vergisinin yeniden düzenlenmesi ihtiyaçları arasında hiç şüphesiz, mükelleflerin vergiye uyum göstermede ciddi sorunlarının olması ve kayıtdışı ekonominin yaygınlığı, vergi oranlarının yüksekliği ve karmaşıklığı, vergi yükünün dengeli dağılmaması, vergi tabanının dar olması, beyannameli mükellef sayısının yetersizliği, asgari geçim indirimi gibi vergi adaletine yönelik düzenlemelerin olmayışı gibi daha pek çok sebep de sayılabilir.
Vergi Konseyi raporunda, bu sebepler uzun uzadıya ve gerekçeleri ile yer almıştır. Raporda yer alan sebepleri de aşağıya kısa kısa aldım.
- Gelir Vergisi düzenlemelerinin uzun dönemli bir vergi politikasına dayanmaması ve hatta kararsızlığı simgeleyen zikzaklar içermesi, sonuçta da vergilendirme alanında hukuki içtihatların oluşamamasına yol açması,
- Gelir vergisi tabanının çok dar kalması ve beyannameli mükellef sayısının artırılamaması,
- Özellikle son yirmi yılda yapılan değişiklikler sonucu gelir vergisinin, vergi güvenliği ile ilgili müesseselerden mahrum kalması,
- Vergi kanunlarının çok sık değişmesi sonucu Gelir Vergisi Kanunu'nda da sistematiğin bozulmuş, anlaşılması zor ve karmaşık halde bulunması,
- Kanunun mükerrer, geçici ve ek maddeler ile kaldırılan maddelerinin tam bir karmaşa yaratması ve uygulamanın güçleşmesi,
- Kanunun çağdaş yapısal/hukuksal gelişmelere yeterince uyum gösterememesi (örneğin son yıllarda ortaya çıkan finansal kiralama, faktoring, barter, forward, mortgage, yap-işlet-devret, yap-işlet, yıllara sari inşaat ve onarım işleri, iş ortaklıkları, devre mülk, devre tatil, e-ticaret, aracı kurumlar, özel finans kurumları ile finansal kurumların finans işlemleri, döviz işlemleri, swap işlemleri, risk sermayesi, gayrimenkul yatırım fon ve ortaklıkları, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri gibi işlemler karşısında kanunun yetersiz kalması),
- Gelir unsurları arasında adaletsizliğe varan ölçüde büyük vergilendirme farklılıklarının oluşması,
- Kanunda sayılan indirilebilir ve indirilemeyecek giderlerin ekonomik gerçeklerle uyuşmaması,
- Menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde istikrarlı bir uygulamanın kaybolması,
- Kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı istihdam ile mücadeleye ve belge düzeninin sağlanmasına katkıda kanunun yetersiz kalması,
- Basit usulde ticari kazanç vergilemesinde etkinlik ve verimliliğin sağlanamaması,
- Kanundaki teşvik, muafiyet ve istisnaların ülke şartlarına uyum göstermemesi ve uygulamayı daha karmaşık hale getirmesi,
- Kentsel rantları kavranamaması,
- Gelir vergisi ile ilgili hükümlerin, vergi kanunları dışında birçok kanuna dağılmış olması ve bunun da uygulamayı güçleştirmesi,
- Kanunun dünyadaki ekonomik gelişmelerin ve anlayışların gerisinde kalması.
Şimdi bunca sebep varken ve bunlara yanlış demek kolay kolay mümkün değilken, "gelir vergisi, IMF istedi diye değişiyor" demek biraz haksızlık değil mi? Asıl sorulması gereken, "Bu çalışmayı niçin bu güne kadar yapmadık?"
Buradaki tek endişem, "çalışmaların, IMF'ye söz verdik denilerek aceleye gelmesi".
Kaynak : http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=278859&dept_id=1007